Kenya'nın Elgon Dağı bölgesinde fillerle iç içe yaşayan yerli topluluklar ve yaban hayatı gözlemcileriyle yapılan kapsamlı bir araştırma, Afrika fillerinin hastalandıklarında kendilerini ve ailelerini iyileştirmek için onlarca farklı şifalı bitki kullandığını kanıtladı. Bölgede "tuz madencisi filler" olarak bilinen ve mineraller için mağaralara giren bu hayvanların, ormandaki bitki çeşitlerini de tedavi amacıyla hedefli bir şekilde seçtikleri belirlendi.
📌 Haberin Özeti
- Filler 35 farklı bitki türü kullanıyor; bunların 25'i bölgede insanlar tarafından da tıbbi amaçlı biliniyor.
- Anne filler, 'Angurweet' bitkisini yaprak ve köklerle çiğneyip sütleriyle karıştırarak yavrularına veriyor.
- Araştırma, orman tahribatının hayvan ve insanların ilaç kaynağını yok edip etmediğini sorguluyor.
- Çalışma Scientific Reports dergisinde yayımlandı; Mount Elgon Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirildi.
Anne filler yavrularına özel karışım hazırlıyor
Brown Üniversitesi'nden Dr. Elodie Freymann'ın da direktörlüğünü yaptığı çalışmada, hasta fillerin belirli bitkileri seçtikleri ve anne fillerin yavrularına şifalı bitkiler verdiği anlatımları bilim insanları belgeledi. Araştırmacılar fillerin toplam 35 farklı bitki türü kullandığı sonucuna vardı; bu türlerin 25'i bölgede yerel halk tarafından da tıbbi amaçlı kullanılıyor. Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışmada, görüşülen kişilerin güvenliği için kimlikler gizli tutuldu.
Gözlemcilerden birinin anlattığı dikkat çekici detayda, fillerin "Angurweet" adı verilen bir bitkiyi mide ağrısı dahil rahatsızlıklarda kullandığı kaydedildi. Gözlemciye göre anne filler, bitkinin yapraklarını koparıp başka ağaçların kökleriyle birlikte ağızlarında pürüzsüz bir kıvam alana kadar çiğniyor ve bu karışıma kendi sütlerini de ekleyerek yavrularına veriyorlardı.
Dr. Freymann, BBC News'e yaptığı açıklamada bu bulguların ormanların yok edilmesinin hayvanları ve insanları hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları ilaçlardan mahrum bırakıp bırakmadığını sorguladığını ifade etti. "Bu, ilaçlarımızın insanlar hariç dünyayla da ne kadar iç içe olduğunu gösteriyor" diyen Freymann, biyolojik çeşitliliğin korumasının tıp açısından da kritik öneme dikkat çekti. Çalışma, Mount Elgon Vakfı ile işbirliği içinde yürütüldü.